|
eyhevalevindar.sitemynet.com
yok olan türler ve susuzluk
Türkiye'nin Biyolojik Çeşitliliği
Dünyada biyolojik çeşitlilik kuzeyden güneye ve batıdan doğuya doğru artış gösterir. Ülkemiz ise, kuzey ile güney, batı ile doğu arasındaki geçiş noktası olarak, üç farkı biyocoğrafik alanı birleştiren ve geçiş formları ile birlikte, Avrupa-Sibirya, İran-Turan ve Akdeniz olmak üzere üç biyocoğrafik alanı kapsayan bir ülkedir. Türkiye tropik ülkelere göre düşük tür çeşitliliğine, ancak dünyanın çok az yerinde rastlanır bir ekosistem çeşitliliğine ve gıda ve tarım için önemli genetik çeşitliliğe sahiptir. Detaylı bilgi
Ülkemizde dağ, step ve sulak alan ekosistemleri temel ekosistem tiplerini oluşturmaktadır. Dağ ekosistemleri, topografik yapıdaki değişkenlik ve denize olan uzaklık gibi etmenlerle hem farklı orman ağaçlarını hem de otsu bitkileri barındıran farklı formları kapsar. Tipine göre dağ ekosistemleri pek çok hayvan türüne yaşama ortamı sağlamaktadır.
Ülkemizde 120 memeli hayvan türü bulunmaktadır. Başlıcaları geyik, alageyik, karaca, yaban koyunu, yaban keçisi, ceylan, yaban domuzu, ayı, pars, vaşak, karakulak, yaban kedisi, kurt, çakal, tilki, sırtlan, porsuk, sansar, gelincik, kokarca, tavşan, sincap, çengel boynuzlu dağ keçisi, fok, kirpi, yarasadır. Göç yolları üzerinde bulunması sebebiyle ülkemizde 400’ün üzerinde kuş türü yaşamakta, üremekte veya konaklamaktadır. Denizlerimiz ve iç sularımız da balık türü açısından oldukça zengindir. İki yaşamlıların ve sürüngenlerin envanter çalışması tam olarak yapılamamış olmakla birlikte, tür sayısının yüksek olduğu tahmin edilmektedir.
Sınırlarımız içinde bulunan bitki türlerinin %33’ü endemik niteliğe sahip olup, endemizm oranı en yüksek familya, toplam olarak 431 türe sahip olan ve bunun da %40’ı endemik olan Bileşikgiller’dir (Compositae). 400 tür içeren Baklagiller’in (Leguminosae) %41’i , 306 tür içeren Labiate familyasının ise %57’si endemiktir. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güney Anadolu endemik bitkiler için en önemli bölgelerimizdir. Bu istisnai derecede yüksek endemiklik düzeyi, Türkiye’ye bu türlerin, özellikle de dünyanın büyük bölümünün bağımlı olduğu tahılların türetildiği yabani türlerin yeterince korunması ve böylece tehlike altına girmemesi veya yok olmaması konusunda daha da büyük bir sorumluluk yüklemektedir.
Genetik çeşitlilik için en önemli alanlar step ekosistemleridir. Toplam step alanı yaklaşık 21 milyon hektardır ve bunun yaklaşık %80’ini 450-100 kg/hektar’lık kuru madde üretim oranına sahip kurak alanlar oluşturur. Ekili alanlar (27,7 milyon hektar), çoğunluğu step bölgelerinde yer almak üzere Türkiye’nin toplam yüzölçümünün %36’sını oluşturmaktadır. Tüm ülke yüzölçümünün %28’ini kaplayan meraların %90’ı kontrolsüz otlatma sonucu bozulmuş ve verimsizleşmiştir.
bunları biliyor musunuz ?
. Yurdumuzda doğal olarak bulunan 9000 bitki türünden, yalnız ülkemizde yetişen 3000 türün endemik (Ülkemize has) olduğunu,
• Ülkemizde yaşayan hayvan türü sayısının tüm Avrupa kıtasında yasayan hayvan türlerinin 1.5 katı olduğunu,
• Ülkemizde doğal olarak 120 memeli hayvan, 440 kuş, 13 sürüngen, 350 balık türünün yaşadığım ve 15 memeli, 46 kuş, 18 sürüngen türünün yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu,
• Dünyanın büyük kuş göç yollarından ikisinin Anadolu'dan geçtiğini,
• Sulak alanların, biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en verimli bölgeleri olduğunu ve ülkemizde uluslararası öneme sahip 56 adet sulak alan bulunduğunu,
• Ülkemizdeki toprakların üçte ikisinin su veya rüzgar erozyonun etkisi altında olduğunu ve her yıl 1 cm. kalınlığında ve Kıbrıs Adası büyüklüğünde toprağımızın erozyonla yok olduğunu,
• Bir ton kullanılmış beyaz kağıt, geri kazanıldığında 16 adet çam ağacının, bir
ton kullanılmış gazete kâğıdı geri kazanıldığında ise 8 adet çam ağacının kesilmesinin önlenmiş olacağını,
• Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olacağını,
• Ülkemizde yaklaşık yılda 1 milyon ton kağıtla gereksiz yazışma yapıldığını,
• Yalnızca 100.000 aile gereksiz yazışmayı durdurursa, her yıl 150.000 ağacın kesilmekten kurtarılacağını,
• İnsanların birbirlerine gönderdiği mektupların %44'nün okunmadığını,
• Bir insan ömrünün 8 ayını, gereksiz yazışma zarflarını açarak geçirdiğini,
• Doğaya atılan atıkların % 60'nın boya ve boya ürünleri olduğunu,
• Otomobilinizi hortumla yıkadığınızda yaklaşık 550 litre su harcandığını,
• 3,7 litre benzinin yaklaşık 3 milyon litre içme suyunu kirletebileceğini,
• Bir cam şişenin doğada 4000 yıl, plastiğin 1000 yıl, çikletin 5 yıl, bira kutusunun 10-100 yıl, sigara filtresinin 2 yıl süreyle yok olmadığını,
• Bir büro elemanın yılda, 81 kilo yüksek vasıflı kağıdı çöpe attığını,
• Bir topak tereyağ üretmek için 400 litre suya ihtiyaç olduğunu,
• Büyük bir kayın ağacının, 72 kişinin 1 günlük oksijen ihtiyacını karşıladığını,
• Dünyadaki mevcut suların ancak % 1'nin kullanılabilir su olduğunu,
• Son 3-4 ay içerisinde 24 milyon hektar alanın çölleştiğini,
• Dünya yüzeyinin % 6'sının çölleşmiş, % 29'unun da çölleşme yolunda olduğunu,
• Dünya nüfusuna her gün 230 bin, her yıl 93 milyon kişinin katıldığını,
• Dünyada her gün sağlıksız sulardan 25.000 kişinin ölmekte olduğunu
• Bu çevre sorunlarının oluşmasında ve çözümünde insanın doğrudan etkili olduğunu, biliyor musunuz?
|
|
|
|
|
|
|
çevre
çevre haberleri
www.dogadernegi.org/
munzurlum.sitemynet.com
www.kesfetmekicinbak.com'dan alınmıştır
SİZ HİÇ AĞAÇ DİKTİNİZ Mİ?
Doğa, insanoğluna atfedilmiş bir hazine. Peki, bizler ne kadar farkındayız bu hazinenin değerinden?
Koruma içgüdüsüne sahip insan, ne kadar korumacı bir ruha bürünüyor doğaya karşı? Ayaklarımızın altındaki sadık dostumuza, kara toprağa biz ne kadar sağdığız acaba!
Giderek çölleşen yurdumuzun verimli topraklarını kaybetmek bizi nasıl olur da harekete geçirmez. Yılda 1,1–1,4 milyar ton arasında erozyonla kaybettiğimiz topraklar düşman işgalinde olsa milliyetçilik ruhumuzla harekete geçerdik. Şimdi kendi toprağımızın düşmanı bizler mi sayılıyoruz? Erozyona, yani sadık dostumuzun azılı düşmanına göz mü yumuyoruz?
Geçtiğimiz günlerde iş yerimdeki çalışma arkadaşlarıma şu soru ile yaklaştım; Siz hiç ağaç diktiniz mi? Aldığım cevaplar birbirinin aynıydı.'Evet ilkokulda dikmiştik, hayır hiç dikmedim'! Peki, acaba bizler ömrümüz boyunca ne kadar ağaç tükettiğimizi biliyor muyuz? Tüketim ruhu içinde olan insan bu döngüye alışmış olacak ki doğanın ona sunduğu hazineleri de sorumsuzca tüketmekte. Sunulanın da yerine yenisini koymakta acizlik göstermektedir. Dünya 5 milyar yaşını doldurma evrelerindeyken, bu ihtiyar dostumuza biraz daha iyi davranmak gerektiği kanısındayım. Bunca yıldır bizleri cömertçe bağrında barındıran Dünya’ya acaba borcumuzu ödeme vakti gelmedi mi? Çoktan geçti de yankılarını dinliyoruz yapılan hataların! Şehir semalarında berrak bir maviye çalan gökyüzünü görmeyeli ne kadar oldu? Gaz salınımı dozajını aşan fabrikaların sorumsuzluğu ve vurdumduymazlığı, yerine devasa gökdelenler dikilecek ormanların katliamı, Kyoto antlaşması gereği uyulması gereken kuralların ülkeler tarafından ihlâli… Tıpkı soyunmuş bir insan vücudunun ürperen üşümesi gibi ağaçsız kalan toprak da sarılacak kökler bulamadığında ürpertici bir hâl alır.
Küresel ısınma adı altında birçok panel ve program yapılmakta, yazılar yazılmakta, dikkatler var olan bir gerçeğe çekilmek istenmekte. Aslında tüm insanlığın ve geleceğin sorunu olan bir durum masaya yatırılmakta ve bu hastanın masadan sağ salim çıkması arzulanmaktadır. Uzayda mavi bir nokta olarak görülen dünya, ilerde kuraklıklar sonucu, suların yokluğu ile, okyanusların dahi çekilmesi sonunda kara bir nokta halini alacaktır! Bugün atmosfer tabakasının delinmesi ile başlayan, buzulların erimesi, okyanus sularının yükselmesi, sellerin oluşması, erozyonla ve sellerle toprak kaybı, orman yangınları, iklim dengelerinin bozulması, canlı popülâsyonların nesillerinin tükenmesi, hava kirliliği… Bu sayılanları, yaşam standartlarımızı dünyanın sağlığı yönünde geliştirmemizle, diktiğimiz ağaçlarla azaltabiliriz. Dinozor neslinin yok olması gibi önce canlı türleri, ardından da insan nesli tükenmeye başlayacaktır. Nükleer santrallere meraklı bir kısım politikacıların sarsak emirleri ile oluşan felaket senaryolarını bilmekteyiz. İnsanoğlu geçmişin izlerinde kalan bir Çernobil felaketi ile şimdilerde sayısız kayıp vermektedir. Nesil tükenimi böylelikle başlamıştır zira!
Doğa, ondan aldığınızı bir şekilde sizden geri alır. Bu kural her zaman böyledir. Buna bir örnek; molozlarla doldurulmuş kıyı şeridi, depremlerle yeniden denize kavuşmuştur. Ancak dolgu alanlara yapılan binalar da maalesef ki aynı kaderi paylaşmıştır. Diğer bir örnek ise, susuzluğun bilânçosu;
Şehrimiz Kocaeli’nde ise Yuvacık barajının çekilmesi ile susuz günlerimiz başladı. Hem de kış mevsiminde, sonbaharın, yağmurlu günlerin ardından gelen bir vakitte. Yeterince yağmur sularına vâkıf olamayan baraj kendi halinde bir su birikintisi oluşumu göstermekte. Susuz kalan halk isyanda.
Haberlerde ekmeklere zam geleceği haberini işittim. Nedeni ne olabilir sizce? Evet, su! Yeterli yağmur alamayan toprakta yeterince buğday üretimi olmadı, bu da buğday ve un fiyatlarına vurdu. Az olan ürün değer kazandı, fiyatlar arttı. Dolayısıyla, hammaddesi un olan ekmeğin de fiyatı artış gösterdi.
Ağaç katliamlığı, hava kirliliği ve çevre kirliliği ile yaşadığımız mekânı, Dünya’yı yok etme halindeyiz. Yaşanabilir başka bir gezegenin keşfi oldu da benim haberim mi yok yoksa? Bir tek ve biricik Dünyamız var ve ona muhtacız. Muhtaçlığımız dolayısıyla ve 4,6 milyar yıldır ola gelen sancılı oluşumları ile bize sunduğu tabiatı, tüm hazineleri için ona şükran borçlu değil miyiz? Doğasına karşı saygı göstermemiz yine bizim kârımıza sonuçlanacaktır.
Yazımızın başlığı 'Siz hiç ağaç diktiniz mi?'.Bunca olandan, delinen atmosferden, kuruyan göllerden, barajlardan sonra ne yapılabilinir diye düşünüyorsanız, işte yapabileceğiniz kolay bir formül: toprağınıza sahip çıkın, erozyona karşı savaş açın, ağaç dikin. Dikilen ağaçlar oksijen yüklü bir atmosfer, yağmur yüklü bulutlar olarak size geri dönecektir.
Doğadaki adresimizin aynı kalmasını savunanlardansanız ne duruyorsunuz. Kolları sıvayıp, toprakla hemhâl olarak ağaç dikin ve haydi siz de sorun herkese; Siz hiç ağaç diktiniz mi? diye...
Pınar Yavuz
|
|